Belirsizlikler - Hikayelere, Seslere ve Geceye Dair. Skip to content →

15. Günce

Cebimdeki son parayla umut aldım. Umut, bu dünyada satın alınan bir şeydi; aldım, içtim, döktüm, saçtım. Denize döküldüm biraz. Biraz da ışıkların içinde kayboldum. Eski aşkımı hatırladım, eski hayatımı gördüm; denizin kıyısına vurup duruyordu. İnceldim. seyreldim… Seyrettim bu karanlıkta hareket eden sesleri. Bir yalnızlığım var ki, çığlıkları yankı yapıyor. Kıyıya vurdum ben de; tek derdim taşları aşındırmaktı. Öyle yaptım, öyle buldum kendimi.

Yorum Yaz

Bulantılar #2

​Bir düşünün

Anlatmadıklarınız ve dile getirmedikleriniz için diğer insanlardan anlayış bekliyorsunuz. bu aptalca. Her şeyi bir kenara bırakırsak, sırf hayatlarınız daha çekilebilir olsun diye, başka insanların hayat ipliklerine tutunuyorsunuz. İliğinize kemiğinize kadar sömürülürken de, sömürüyorsunuz. Her şey karşılıklı. Çünkü sizin, “iyi ki varsın”, “bence sen bunu haketmiyordun”, “daha iyi şeyler hakediyorsun”, “en güzeline layıksın” diyecek birilerine ihtiyacınız var. Gerçekten, herkese rol dağıtıp oynatmaktan sıkılmadınız mı? Sıkılmadınız. İşler yolunda gittiği sürece de sıkılmayacaksınız. Çünkü, oturduğunuz yerden sızlanıp dünyayı söylenerek değiştirmeye inanacak kadar aptalsınız. İyi bir hayat için hiçbir şey yapmadınız. Çünkü, iyi ve güzel şeyler sizin ayağınıza gelmek zorundadır. Değil mi? O zaman söylenmeye devam edin amına koyim.

Diyin ki, beni kimse anlamıyor! kimse ne hissettiğimi anlamıyor! kimsenin umrunda değilim!

haykırın bütün dünyaya.

Ben, duymuyorum sizi kan emici orospu çocukları.

Cehennemde görüşürüz!

Yorum Yaz

Paradoksun İçinde Düş Kurmak

Gözlerinin boşlukta asılı kaldığı herhangi bir anda geçmişi, şimdiyi ve yarını düşünüyor bazen bir konuşmanın içinde dalıp gidiyorsun. Bir pencere kenarı, bazen de bir otobüsün camından akıp giden görüntülere karışıyor, sesler boğuklaşıyor ve düşünün içine çekiliyorsun. Bu, her şeyi daha mümkün kılmak için gerçekliğin keskinliğini aşındırabildiğin bir yaşam alanı sağlıyor. Karanlık bir odayı loş ışıklarıyla aydınlatan bir gece lambası gibidir, zihnindeki odaları aydınlatır. Var olandan farklı, alternatif başlangıçlar ve sonlar kurgularsın.
Gerçek, her gün aynı şeyleri yaptığın bir paradokstur. Kendini tekrar eden bir düzenekte düş kurmak, zihindeki acil çıkış kapısıdır.

Yorum Yaz

Kısalar #2

Tam da bu saatler; öyle sessiz, öyle bölük pörçük. Sokak lambaları tükenmiş, sokaktaki hayvanlar yorulmuş, bazı evlerin dört köşeli hayatlarından televizyon ışıkları sokağa yansıyor. Kendimi özlediğim ve hala bir haber alamadığım bilmem kaçıncı gece. hepsine eyvallah. hepsine.

 

Yorum Yaz

Kısalar #1

yüzümde tebessüm yaratan gecelerden birindeyim. böyle daha kolay. böylesi yormuyor. mahallenin bakkalına iyi bir akşam dilemek daha kolay. kendime aşağıdan baktığımda her şey daha kolay.

Yorum Yaz

Apartman Girişinde Bir Kadın

vakit, gece yarısına yakın; bir kadın, sarılmanın en yalın haliyle apartman girişlerinin soğukluğunu ve yalnızlığını üzerimden alıyor. kapı eşikleri böylesine şenlik görmemiştir. yüzü, dudağının kenarına koyduğu tebessüm, avuçlarının içinden yayılan sıcaklık… ayak bastığı her yerde devrim oluyor. O konuşurken yüzündeki panayırı izliyor, büyüyorum.

Yorum Yaz

Günceler #14

gece. otobüs durağı. siren sesleri. düzensiz akan trafik. gözü seğiren sokak lambaları. bekliyorum.

beklemeyi ve sabretmeyi öğreniyorum. duraklar bana çok şey öğretiyor. evren gibi hareket etmeyi öğreniyorum; düzenden düzensizliğe geçiyorum ve düzensizliğim genişliyor, durmaksızın. bütün zamanlar topallıyor; geçmiş, gelecek ve şimdi.

Yorum Yaz

Günceler #13

Günü karşılıyorum. Tam burada; güneşin sonsuz maviliği altın sarısına boyadığı yerde, kendime yeni savaşlar ve yeni sabahlar çiziyorum. Aklımı, kalbimi ve ruhumu bir çocuğun avuçlarının içine bırakıyorum; günün hakkını vermek, başka biçimlerde doğmak için.

Hayatımız boyunca birçok karar aldık ve şimdi o kararların bizi nasıl şekillendirdiğine şahitlik ediyoruz öyle değil mi Rıfat? Şans tanıdık, karar aldık, karar bozduk ve şimdi bu rengarenk bok çukurunun içinde bol elden umut dağıtıyoruz, başkalarına, kendimize… Öyle değil mi Rıfat? İnsanların kendilerinden, aldığı kararlardan, tanıdığı şanslardan çok emin olduğu anlar var. Senin hiç, kendinden emin olduğun anlar oldu mu Rıfat? Ben kendinden emin çok insan gördüm, nasıl bocaladıklarını da öyle. Şimdi uzun bir yol kat ediyorum. İnsanların, kalabalıkların içinden geçiyorum ya da onlar benim içimden geçiyorlar. Her iki durumda da şaşırmazdım. Bu kalabalıklar çok düzenli ve sanki nereye gideceğini biliyormuş gibi Rıfat; kırmızı da duruyor yeşil de geçiyorlar. Sence de güzel saklanmıyorlar mı?

Yorum Yaz

Günceler #12

ben geceyi okurum. yıldızları okurum bir de. bir pencere kenarı yeter bana, biraz esinti ruhumu okşar. sevgilim göz kapaklarımın altında uyuyor. kaldı ki sevgim, sabaha karşı bir denizin kıyısına vurmuş. ben ne taşlar eskitmişim gövdemde ne taşlar tuzla buz olmuş. benim bu omuzlarım neler görmüş geçirmiş. benim yerim yokuşlar! benim yerim uzaklarda ki bir denizin kıyısına vurdu az önce! ben, sesini bir deniz kabuğunun içinde sakladım 1 yıl 365 gün 52 hafta! sen ki başka akşamlara aşıksın. benim tek masum gecem, dizlerinin üzerinde bir pazar gecesiydi.

Yorum Yaz

Günceler #11

herkes yalnız olduğunu dile getiriyor, yalnızlığından şikayetçi. fakat, kimse çoğul olduğunun farkında değil. sokaklarda, parklarda, hayatın aktığı her yerde insanlar, kendi çoğulluklarının farkında olmadan yaşıyorlar. yalnızlık çoğul olmaktır. sen orada oturmuş, başını ellerinin arasına almış öylece oturuyorsun. kafanı kaldır. senin gibi başını ellerinin arasına almış, kıyıda köşede kalmışları farkedecek ve yalnız olmadığını göreceksin. sadece bakıyorsun. görmüyorsun. rüzgâr, seni aşındırdığı gibi beni de aşındırıyor. yalnızca birkaç dakikalığına dünya için endişelenmeyi, siyasi ve politik kaygıları, sosyal mastürbasyonları bırak. çünkü bu dünya senin gibi insanlarla dolu. seslerini duymak istiyorsan daha az bağır, daha çok dinle. ve ben, narsist ya da hümanist değilim. sen çok gerginsin. biraz gevşemelisin. yoksa kendi sesin dışında hiçbir ses duyamayacaksın.

Yorum Yaz

Günceler #10

Cumartesi sabahı, Galata’dan Karaköy’e iniyorum. Bütün cadde sabahın bu ilk saatlerinde tarçın kokuyor. Cadde neredeyse boş. Tek gözlü bir kedi görüyorum. Başımla selamlıyorum onu. Bir süreliğine her şeyi unutuyorum. Büyük yalanları, büyük ihanetleri. Hepsi bir süreliğine siliniyor. Vakit tam martılarla kahvaltı etmek vaktidir diye de devam ediyorum.

Yorum Yaz

Günceler #9

siz, hayatta seçim şansınızın olduğu ve olmadığı şeyleri ayırt edemiyorsunuz. bütün kargaşanızın sebebi bundan kaynaklanıyor. sizin duvarlarınız, kendi algılarınız. okuduğum bir kitap şöyle der; “insanlar, hayatları boyunca doğru olan seçeneğin peşinden giderler. fakat, anlamadıkları şey, bir doğru yoktur. hata payı en az olan seçenek vardır.”

Yorum Yaz

Günceler #8

Duvarda asılı duran takvim koçanından birikmiş takvim yapraklarını kopardım. Günleri, ayları, haftaları, pazartesileri ve perşembeleri avuçlarımın arasında buruşturdum. Bütün heybetini yitirdiler; Canıma okuyan günler, ölmek istediğim günler, hiçbir şey yapmak istemediğim günler, aşık olmak istediğim günler, nefret ettiğim günler… Hepsi avuçlarımın arasında duruyordu. Zamanın, kendinden önceki akışını önemsiz kılmak için icad edilmiş gösterişli ve karmaşık bir kurmacadan başka bir şey olmadığını avuçlarının arasında tuttuğunda anlıyorsun.

Yorum Yaz

Görüntüler #1

uçsuz bucaksız bir kumsal var. bir çocuk dünyanın sekizinci harikasını yapıyor bir kumdan kale. geceye yakılmış bir ateş ve etrafında sakinleri uzakta bir plak sesi; “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar/yüzünde sizin kadar yalnızım…” muhabbetlerin uğultularına karışıyor eskimiş ve rutubetli bir ses. yosun tutmuş iskelelerde aşıklar meşkte. biraz ileride fenerler yanıyor rengarenk. gece huysuz. gece ihtiyar. gece ateşböceklerine emanet. kalbim eski bir hikaye ve ötesi balıkçı teknelerinin üzerinde. eski nisanların yüzü lodosa dönük. kalbim ıslak bir köpek.

Yorum Yaz

Günceler #7

Kendimi sürekli olarak bir yerlerde unutuyorum. Bu, gerçeklik algımı kaybetmeme sebep oluyor. Yürüdüğüm yollar, tanıdığım adamlar ve kadınlar, sokaklar ve ayak bastığım her yer ve bu koca gürültü, bu uğultular. Bütün bunlar yoksa ve ben hiç olmadıysam(?)

Bir karnavalın içinde sıkışıp kalmışım gibi geliyor. Göğüs tahtamın üzerindeki ağırlığın adını bilmiyorum. Bir anın içinde, küçük bir anın içinde kaldım; uzun zamandır konuştuğum bir ses ile birlikte.

Yorum Yaz

Günceler #6

Bazen hayatın acil çıkış kapısı olması gerektiğini düşünüyorum ya da ihtiyaç anında camı kırabileceğim bir çekiç de olur. Bir eşik vardı orayı geçtim ya da görüntü atladı, bilmiyorum. Kendini tekrar eden bir görüntünün içinde sıkışıp kaldım. Aynı kahkahalar aynı hüzünler aynı konuşmalar… Bunu daha önce görmüştüm diyorum, daha önce duymuştum daha önce de konuşmuştuk. Neden şaşırtmıyor neden hayrete düşürmüyor neden heyecan vermiyor neden tatmin etmiyor artık? Neden her şey bu kadar donuk ve plastik. Kendimi 52 Hertz balinası gibi hissediyorum. Sesim, kendi cepherlerinde yankılanıp duruyor.

Yorum Yaz

Günceler #5


​çocukluğum boyunca adını dahi bilmediğim semtlerde kaybolurdum. kaybolduğumda da uzun süre farkedilmezdim. kimse için endişe yaratmadım. günün sonunda heybetli evlerin pencerelerinden çağırılan çocuklara hiç imrenmedim. ebeveyn algım oluşmadı. bu yüzden hava karardığında evlere çağırılan çocukları suçlu zannederdim. o kocaman pencerelerden sokağa bağıran heybetli kadınlar ve adamlar da birer gardiyan gibi görünüyorlardı. fikrim hiç sorulmadı. fikrim hiç sorulmadığı için ben de hiç konuşmadım. evleri hiç sevmedim. bu yüzden başıboş sokak köpekleri gibi ipe sapa gelmez bir kararlılıkla ne yapmak istiyorsam onu yaptım. kayboldum. henüz altı yaşındayken sokakta yüzünü ilk defa koşarken gördüğüm bir kıza, yere takılıp yüzüstü kapaklandığımda aşık oldum. tepeleri sevdim. rüzgarı hissettim. çıplak yüzdüm. sokak lambalarını sevdim. ateşböceklerini takip ettim. çekirgeleri sevdim.

*şimdi, incelikli bir haytayım. ağzım kuşlardan! tanrılar, ayaklarını bulutlardan sallandırıyorlar. yüzümde elli metrede bir çizgi. uzun bir yolun gediklisiyim. kalbim kim bilir hangi otoban çizgisi üzerinde.

Yorum Yaz

Acının Bilinci

İsa, çarmıha gerildiğinde ilâhlaşmamıştı. O’nu ilâhlaştıran, çektiği acılarıydı. Acı, seni bir kum tanesi gibi oradan oraya savururken, O’nu geliştirdi. Geçmiş, acıları ile yücelmiş ölüler ile doludur.

Şimdi, sevgisizliğin, yalnızlığın, nefretin ya da öfken sana yalnızca var olmanın cılızlığı ile baş edemeyeceğini söylüyor. Bunu kabul ediyorsun. Sen, acıyla büyümeyi değil, acıyla söylenmeyi seviyorsun.

Yorum Yaz

Günceler #4

Günün birinde sevgisiz kaldığını hayal et. Elinin tersiyle bütün sevgileri ittin. Şimdi n’olucak? Ambalajı güzel diye sürekli bir kenarda tuttuğun boş hediye kutuları gibi taşıdın insanları, önce bunu kabul et. Şimdilerde etrafında kimse kalmadı, geriye kalan üç-beş kişi de kendine yetemiyor. Ve sen, küçük bir çocuk gibi mızmızlanıyor, beğendiğin oyuncağa sahip oluncaya değin ağlamaya devam ediyorsun. Ruhsuz, egoist bir et parçası gibi dolaşıyorsun. Işıklar kapandığında koca bir boşlukla baş başa kalıyorsan, varlığının değersizliğini de hissediyorsundur. ─umuyorum

 

Yorum Yaz

Günceler #3

Hep aynı ifadesizlik ile günleri duvardan yırtıyorum. Yüzümde çocukluktan kalmış bir öfke, donuk, biçimsiz, gardını indirmeden bekliyor.
Bense bıraktığım yerde değilim. Ben hep kendimi bir yerlerde unutuyorum.

Yorum Yaz