Belirsizlikler - Hikayelere, Seslere ve Geceye Dair. Skip to content →

Görüntüler #1

uçsuz bucaksız bir kumsal var. bir çocuk dünyanın sekizinci harikasını yapıyor bir kumdan kale. geceye yakılmış bir ateş ve etrafında sakinleri uzakta bir plak sesi; “gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar/yüzünde sizin kadar yalnızım…” muhabbetlerin uğultularına karışıyor eskimiş ve rutubetli bir ses. yosun tutmuş iskelelerde aşıklar meşkte. biraz ileride fenerler yanıyor rengarenk. gece huysuz. gece ihtiyar. gece ateşböceklerine emanet. kalbim eski bir hikaye ve ötesi balıkçı teknelerinin üzerinde. eski nisanların yüzü lodosa dönük. kalbim ıslak bir köpek.

Yorum Yaz

Günceler #7

Kendimi sürekli olarak bir yerlerde unutuyorum. Bu, gerçeklik algımı kaybetmeme sebep oluyor. Yürüdüğüm yollar, tanıdığım adamlar ve kadınlar, sokaklar ve ayak bastığım her yer ve bu koca gürültü, bu uğultular. Bütün bunlar yoksa ve ben hiç olmadıysam(?)

Bir karnavalın içinde sıkışıp kalmışım gibi geliyor. Göğüs tahtamın üzerindeki ağırlığın adını bilmiyorum. Bir anın içinde, küçük bir anın içinde kaldım; uzun zamandır konuştuğum bir ses ile birlikte.

Yorum Yaz

Günceler #6

Bazen hayatın acil çıkış kapısı olması gerektiğini düşünüyorum ya da ihtiyaç anında camı kırabileceğim bir çekiç de olur. Bir eşik vardı orayı geçtim ya da görüntü atladı, bilmiyorum. Kendini tekrar eden bir görüntünün içinde sıkışıp kaldım. Aynı kahkahalar aynı hüzünler aynı konuşmalar… Bunu daha önce görmüştüm diyorum, daha önce duymuştum daha önce de konuşmuştuk. Neden şaşırtmıyor neden hayrete düşürmüyor neden heyecan vermiyor neden tatmin etmiyor artık? Neden her şey bu kadar donuk ve plastik. Kendimi 52 Hertz balinası gibi hissediyorum. Sesim, kendi cepherlerinde yankılanıp duruyor.

Yorum Yaz

Günceler #5


​çocukluğum boyunca adını dahi bilmediğim semtlerde kaybolurdum. kaybolduğumda da uzun süre farkedilmezdim. kimse için endişe yaratmadım. günün sonunda heybetli evlerin pencerelerinden çağırılan çocuklara hiç imrenmedim. ebeveyn algım oluşmadı. bu yüzden hava karardığında evlere çağırılan çocukları suçlu zannederdim. o kocaman pencerelerden sokağa bağıran heybetli kadınlar ve adamlar da birer gardiyan gibi görünüyorlardı. fikrim hiç sorulmadı. fikrim hiç sorulmadığı için ben de hiç konuşmadım. evleri hiç sevmedim. bu yüzden başıboş sokak köpekleri gibi ipe sapa gelmez bir kararlılıkla ne yapmak istiyorsam onu yaptım. kayboldum. henüz altı yaşındayken sokakta yüzünü ilk defa koşarken gördüğüm bir kıza, yere takılıp yüzüstü kapaklandığımda aşık oldum. tepeleri sevdim. rüzgarı hissettim. çıplak yüzdüm. sokak lambalarını sevdim. ateşböceklerini takip ettim. çekirgeleri sevdim.

*şimdi, incelikli bir haytayım. ağzım kuşlardan! tanrılar, ayaklarını bulutlardan sallandırıyorlar. yüzümde elli metrede bir çizgi. uzun bir yolun gediklisiyim. kalbim kim bilir hangi otoban çizgisi üzerinde.

Yorum Yaz

Acının Bilinci

İsa, çarmıha gerildiğinde ilâhlaşmamıştı. O’nu ilâhlaştıran, çektiği acılarıydı. Acı, seni bir kum tanesi gibi oradan oraya savururken, O’nu geliştirdi. Geçmiş, acıları ile yücelmiş ölüler ile doludur.

Şimdi, sevgisizliğin, yalnızlığın, nefretin ya da öfken sana yalnızca var olmanın cılızlığı ile baş edemeyeceğini söylüyor. Bunu kabul ediyorsun. Sen, acıyla büyümeyi değil, acıyla söylenmeyi seviyorsun.

Yorum Yaz